Batıda ve Türkiyede Anahatlarıyla Absürd Tiyatro Geleneği
I- Batıda Absürd Tiyatro:
1942'de Fransız yazar Albert Camus'un The Myth of Sisypus adlı denemesinin yayınlanmasıyla absürd kahramanın prototipi, insan varoluşunun anlamsızlığında betimlenmiş olur. Burada yazar, yabancılaşması absürde varan bireyin yaşamın anlamını sorgulama hakkını savunur. Camus için kişisel yıkımın ötesinde bir olasılık vardır yine de, o, bireyin kaderini yenebileceğini savunur. Önce Fransız varoluşçu tiyatro okulunun manifestosu olan eser, daha
sonra absürd tiyatronun manifestosuna dönüşür. İkinci Dünya Savaşı'nda Alman istilası altındaki Paris'te Camus'un ve Sartre'nın varoluşçu oyunları Fransız direnişinin simgesi olurlar: Oyunlarda savaşa karşı direnen insanlar hem Almanlara hem de kadere karşı direnişi simgelerler.
Birey denen yalnız ve endişeli yaratık, geleceği hakkında kritik bir seçim yaparak karar verene kadar anlamsız bir dünyada yaşar. Ancak bundan sonra yaşamak için bir nedene ve kimliğe sahip olabilir. Bu yıllarda Paris bir kez daha dramatik sanatın başkenti olur. Fransız tiyatrosu kısa bir süre içinde sürrealist tiyatronun istilasına uğrar. Daha sonra buna absürd tiyatro denecektir. İrlanda'lı Samuel Beckett, roman İonesco, rus Adamov, ispanyol Arrabol gibi yazarlar aynı felsefeyi benimsemesede, eserleri nükleer silahlara, zorbalığa, nihilistik bir tepki niteliği taşır. Bir bakıma absürd tiyatronun, varoluşçuluğun negatif yönünü ve insan varoluşunun çaresizliğini ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. İnsan varoluşu, doğum ve ölüm arasında geçen bir hapisten başka bir şey değildir. Bizler sadece batıya doğru giden bir teknede doğuya doğru emekleme özgürlüğüne sahip köleleriz belki de.
II- Batıda Absürd Tiyatro Geleneğinin Yedi Temel
Öğesini şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Geleneksel anlamda mantıklı bir konu ve
karakterizasyon yoktur.
2. Karakterler harekete geçmek için gereken
motivasyondan yoksundur.
3. Neden sonuç ilişkisi bulunmaz.
4. Sonuca ulaşan bir konu yoktur, konunun gelişimi
diye de bir şey yoktur. Yaşam tekrarlardan ibaret ve
monotondur.
5. Diyaloglar genellikle klişelerden ibarettir.
6. Varoluşçu oyunların aksine insanın durumunu
tartışmaz, sadece onun en kötü halinin portresini
çizerler.
7. Sıkıcı olmayı önlemek için, pratik bir çözüm olarak
farsik elemanlar kullanırlar: Sirk, müzik, komik
unsurlar, palyaçomsu karakterler gibi.
III- Türk Yazarlarının Batı Absürd Tiyatro
Geleneğinden Etkilenme Biçimleri:
Dikkat köpek var adlı oyuna baktığımızda, oyunun bir gelişim çizgisi olduğunu ve bir sonuca doğru gittiğini görürüz. Diyaloglarda klişe kullanılsa bile, birbirini açıklayan, okura boş alan bırakmayan bir anlatım hakimdir:
"Delikanlı: Birden her şey açıklığa kavuşuyor öyleyse. Kocanız bana, köpeğe alışın demişti. Demek kendisine alışmamı istiyor."
"Doktor: Hayır, maskeli olduğum için söylüyorum bunu, çünkü hiç değişmiyorum."
Her ne kadar mantık dizgesine aykırı gibi görünse de, geleneksel anlamda mantıklı bir konu ve karakterizasyon söz konusudur. Beklentinin doyuma ulaşarak sonuca ulaşmasına:
"Kız: Bekledin beni demek!
Delikanlı: Bekledim
...
Kız: Çok mutluyum"örnek olarak verilebilir. Edilgenlik-eylem, değişmez düzen-değişim, içerisi-dışarısı karşıtlıklarında insan durumunu tartışan karakterler motivasyonlarını anlamsızlığın yarattığı anlamlarda bulurlar: Delikanlı "Öyle kolay kolay bulunamayacak bir damat adayıyım. İşsizim, parasızım ve umutsuzum." dedikten sonra iş aramaya gider.
Çıkış'ta ise absürdlüğün mekanda yaratıldığını görürüz. 1970'lerin siyasal, içe kapalı düzeni kurgulanan atmosfere hakimdir. Penceresiz bir evde baba, böcekler ve bebeğiyle bir kız çıkışsızlığın bunalımında, varoluşlarının çaresizliği altında kendilerini tüketmektedirler. Bu mantık dizgesinde kız, geleneğe baş kaldırarak, kadının toplum içinde kendisine yüklenmiş standart rollerinin ötesine geçerek, yani evden dışarı çıkarak özgürlüğüne, oyunun
başlığı da oyun içi mantık dizgesindeki yerine kavuşur. Oyuna simgesel bir anlatım hakimdir. Bu ve Önceki oyunda da iktidar el değiştirmekle beraber bu sorun edilmez.
Bay Hiç'te ise absürdlüğü yaratan erkeğin tanımadığı bir kadının evine girmesidir. Oyunda yaşam, insan ilişkileri Dikkat köpek var'da toplum içinde belli rolleriyle doktor, baba, kadın gibi var olan karakterlerle değilde, endilerini bir anlamda ve belli nedenlerden dolayı soyutlamış karakterlerin ağzından sorgulamaya çalışır. Belli bir mantık
dizgesindeki kadın kendi düşünce sistemi ve erkeğin didaktik felsefesiyle, var olan kimliğini pekiştirmenin ötesine geçmez. Oyuna adını veren "hiç" kavramı da, oyun sonunda anlaşılacağı üzere her şeyi vurguladığında somut, mantıksal bir boyut ortaya çıkar. Adamın hiçlik beklentisi tatmin olmayınca adam kadından uzaklaşır. Oyunda karakterler harekete geçmek için motivasyondan yoksun olan batılı absürd karakterlerin aksine bir tutum sergilerler. Konunun gelişimi, sonuca ulaşması, neden-sonuç ilişkileri de söz konusudur. Yaşam şartları, insan ilişkileri, beklentileri nedeniyle birtakım eylemlerde bulunurlar.
Bu üç oyunda da bir takım batı tiyatrosu absürd unsurlarına yer verilmişse de, oyunlar daha çok varoluşçu yapıdadır. İktidar sorununa, toplumsal rollere, değişimlere değinilmekle beraber bunlar sorun edilmez. Oyunlarda neden-sonuç ilişkisi kurularak bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.